Ana Sayfa Lima Ödülleri Filim Kilim Derlemeler Sarkık Libero Okullar Foto-Tahlil


AMATÖR FUTBOL ANLAYIŞIMIZ

Eveet, ne oldu da halı saha maçlarında kimlerin takımda oynatılması ve oyunun nasıl oynanması gerektiği üzerine yazı yazmak durumuna geldik? Spekülasyonlar oldu da geldik; durduk yerde niye gelelim?

Şimdi biz bir sahada belli bir gün ve saat için rezervasyon yaptırarak top oynadığımızda amatörce spor yapmış oluyoruz. Bilindiği üzere amatör sporcunun profesyonelden temel farkı sporu para kazanmak için değil, zevk almak için yapmasıdır. O halde biz günler öncesinden rezervasyon yaptırıp, bazen onlarca telefon trafiği ile 12-14 adamı bir araya getirip, bir de üzerine para vererek maç yaparken bu işten zevk almak istiyorsak, bu doğal hakkımız sorgulanmamalıdır. Ne var ki, bazı arkadaşlarla futbol-oyun anlayışı konusunda anlaşamayabiliyoruz. Anlaşamadığımız arkadaşlar oyunu sadece karşı takımı yenmeye indirgeyen zihniyetin temsilcileridirler (bunun ekonomi politikteki izdüşümü sosyalizm diye bürokratik ekonomizmi yürürlüğe koyan anlayıştır). Bu zihniyet, zaman zaman tanık olduğumuz ve duyduğumuz gibi, işi halı saha maçına profesyonel oyuncu getirmeye kadar vardırabilmektedir.

Tam da burada, yıllar içinde kendi deneyimlerimizden ve tartışmalarımızdan çıkardığımız ilkelere değinelim;

Birinci ilkemiz hem oyun içinde hem de oyun dışında disiplindir. Takım oyunlarında bir kişinin disiplinsizliği bütün takımı etkiler. Hatta, halı saha organizasyonunda oyun dışı disiplinsizlik -maça geç gelmek, söz verip gelmemek ya da maça gelmeyeceğini son gün bildirmek- karşı takımı da etkiler. Bir takımın bir kişi eksik olması veya 7'şer kişiyle oynanması uygun olan bir sahada 6'şar kişiyle oynanması herkesin canını sıkar. Bu durumlarda sorun bazen organizasyonu yapan kişiden (burada organize etmenin kimsenin görevi olmadığını, organizatörün arkadaşlarına yardımcı olmak için bu işi yaptığını hatırlatalım), ancak çoğu zaman bir/kaç oyuncudan kaynaklanır. Oyun içi disiplinden de ne anladığımız açık olsa gerektir: koşma, yardımlaşma, pres, savunmaya yardım etme, kalede dururken konsantrasyon vs.

İkinci ilkemiz, takım anlayışı içinde oyunu güzelleştirmektir. Bunun olabilmesi için elbette herkesin asgari bir yeteneğe sahip olması şarttır. Oyunu güzelleştirmekten, ayağına top gelenin 2-3 kişilik rakip defans blokunun arasına dalmasını veya her pozisyonda direk kaleye şut çekmesini değil, verkaçlarla, çapraz koşularla, atraksiyonlarla, en uygun durumdaki oyuncunun topu kaleye göndermesiyle, ne bileyim işte kısaca her oyuncunun takıma katkısını hissedebilmesiyle, daha da önemlisi oyuncuların kendi aralarında telepati yaratabilmeleriyle oluşturdukları futbolu anlıyoruz.

Şimdi gelelim tezimize: mütecanis (birbiriyle uyumlu) oyunculardan kurulu bir takımda herkes her görevi layıkıyla yerine getirebilir, yeter ki işi ciddiye alsın. Bitti...




Necmettin Karbon / 5 Temmuz 2000, İstanbul