Ana Sayfa Lima Ödülleri Filim Kilim Derlemeler Sarkık Libero Okullar Foto-Tahlil


GİZEMLİ NEHRİN KIYISINDA OTURDUM AĞLADIM

1960'larda ilk ciddi sinema terbiyesini Sergio Leone'nin yanında alan Clint Eastwood'un çektiği Mystic River bize ne anlatıyor? Yönetmenin de bazı eleştirilere verdiği karşılık üzere masumiyetin kaybedilmesini anlatıyor. Ve diyor ki Eastwood 'insanın masumiyetini kaybetmesi beni çok etkiliyor ve ilgilendiriyor'. Hepimizi fazlasıyla yakından ilgilendiren bu kaybediş sorunsalına, hatırlarsak Mike Figgis de o sinema dilinin üstün örneğini sergilediği 'Cinsel Masumiyetin Kayboluşu' ile el atmıştı. Buradan ona bir selam yollayalım. Ve konuyu, Behçet Necatigil ustamıza da bir selam yollayarak bir sonraki paragrafa bağlayalım: "Şimdi hangi kitaplardan öğreneceksiniz onu / Gelmiyorsa bazı şeyler çocukluktan geçerek?"

Onbir yaşında üç çocuk mahallede yeni dökülmüş betonun üzerine isimlerini yazarken siyah renkli bir araba ortamı gayet gererek yavaşça yaklaşır ve polis olduklarına belki bizim de inanabileceğimiz iki adamdan biri çocuklara birkaç soru sorar ve nihayetinde birini arabaya bindirip götürürler. Gerisini anlatmaya gerek yok, zira burası film anlatma yeri değildir.

Birincisi, Jimmy, Sean Penn o arabaya binmeyecekti, çünkü adamın söylediği gibi 'dikkafalıydı' ve başlarına bela olabilirdi. Bu çocuk sonra okumadı belki ama adam gibi adam oldu. Kendisinin ilk eşi hakkında söylediği gibi latin kızları asil olurdu ve çoğu onlara yaklaşma cesaretini dahi gösteremezdi. O cesareti gösterdi, evlendiler. Bir soygundan dolayı arkadaşlarını ele vermedi, hapis yattı. Kendisini ispiyonlayanı sonra buldu, öldürdü ve yıllarca kimliğini gizleyerek o adamın ailesine para göndermeye devam etti; çocuklar babaları ölmedi, gönderiyor sandılar. Hem ilk eşinden, latinden olan kızına hem ikinci eşine ve kızlarına sahip çıktı. Dave'i öldürdükten sonra eşinin, Anabeth'in kendisine söylediği gibi çok güçlüydü ve şehrin kralı olabilirdi o.

İkincisi, Sean, Kevin Bacon aslında o arabaya binebilirdi. Onu kurtaran, olayın hemen evlerinin önlerinde vuku bulması oldu. Efendi çocuktu, üniversite okudu, daha sonra diğer arkadaşlarıyla yolları kesiştiğinde onları sahiplendi, onlar için elinden geleni yaptı. Onun da anlayamadığımız bir sıkıntısı vardı: eşi terk etmişti, çocuğunu ondan ayrı doğurmuştu ve Sean'ı arayıp sessiz kalıyor, konuşmuyordu. Bunun niye böyle olduğunu anlayamadık. Tamam postmodern hayatta böyle şeyler olabilir ama, biraz havada kaldı, buradan filme parmağımızı sallayalım, hımmm.

Üçüncüsü, Dave, Tim Robbins, şanssız Dave, evi arka sokakta olan Dave, o travmayı dönüp dönüp yaşadı. Ne eşiyle düzgün bir ilişki kurabildi, ne birine anlatabildi. Anabeth'in kuzeni Celeste ile evlendirilmişlerdi. Yani Dave hiçbir zaman asil bir latin kızına yaklaşamayacak, ancak arkadaşının eşinin kuzeniyle mi evlenecekti? Evet öyle olacaktı. Öyledir işte, hangi kitaplardan öğrenebilirdi ki yaklaşmayı? Peki Dave, niçin gizemli hehrin kıyısında yalan söyledin? Çok korktuğun için mi? İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde, Cine Majestic'in 2 nolu salonu dördündü sıra yedinci koltuktan öyle görünüyordu. Öyle değilse neden? Öyleyse, insanı bu kadar korkak yapabilir mi böyle travmalar? Ah Dave, ölmeyeydin de sorabileydik.

Aferin bu ekibe, kamerasıyla, oyuncu kadrosuyla, yönetimiyle (hatta müziğini de Clint abimiz yapmış), transportasyonuyla vs. En çok da Sean Penn abimize, güzel abimize, saygılar.




Necmettin Karbon / 29 Kasım 2003, İstanbul