| Ana Sayfa | Lima Ödülleri | Filim Kilim | Derlemeler | Sarkık Libero | Okullar | Foto-Tahlil |
Kadında Güzelliğin Oturması ya da Laura Palmer'ı Seviyoruz
Efendim biz yaklaşık on yıl, bindokuzyüzseksenlerin sonlarından doksanların sonlarına kadar televizyon izleyemedik. Başka işlerimiz vardı, olmadı. Bu televizyonsuz dönemin ilk başlarında ekranlarımıza David Lynch (l.a.w.)* ve Mark Frost yapımı Twin Peaks / İkiz Tepeler dizisi düşmüştü. Duyar idik, millet takip ederdi, ama işte biraz önce arz ettiğimiz gibi, biz izleyememiştik. Ayrıca, konumuz açısından ne kadar önemlidir bilinmez ama bilgi bilgidir aktaralım, geçenlerde aldığımız bir istihbarata göre bu dizi Kolombiya televizyonuna da aynı dönemde düşmüş.Muhterem bir abimiz, dayımız var, Sn. M. Muammer Semaver. Arada bir Sirkeci Korsan Mustafa geçidinde karşılaşır, selam alıp veririz, hatta çıkıp yukarılara Kapalı Çarşı Şark Kahvesi’nde tahlile durduğumuz da olmuştur. Geçenlerde bize bu dizinin pilotu artı ilk yedi bölümü artı spesyal özellikleri olan 4 parçalık dvd getirdi. Sağolsun, meraktır, mesleki eğitimdir, hemen oturduk seyrettik. Ayıptır söylemesi, Lynch müfredatına, Straight Story hariç, yabancı sayılmayız. Demişken aklıma geldi; güzel insan, ulvi şahsiyet, pırıl pırıl varlık, dinamik ve enerjik kişilik Orçun Yıldırım ile film alemi içinde yollarımız Bernardo Bertolucci’nin Paris’te Son Tango’sunu gördüğümüz bindokuzyüzdoksandört senesinde ayrılmış idi –ki niye ayrıldığı başka bir yazının konusudur ve burada değinilmeyecektir-, üçbuçuk sene sonra filan David Lynch’in Kayıp Otoban’ına çıktı o ayrılmış yollar. Ankara’da Kızılırmak sinemasının balkonunda 21.30 seansında toplam yedi kişi seyretmiştik ve on dakika ara ışıkları yandığında bizler gerim gerim gerilmekte idik. Mevzuyu fazla dağıtmayalım, girelim. Bildiğimiz üzere, Lynch aleminde Mavi Kadife’den bu yana olaylar hep femme fatale karakterler etrafında dönmüştür. Ve bu karakterler hep aslında erkeklere bir şekilde tutsak, kurtarılması icap eden kadınlar olmuştur. İşte bu dizideki arkadaşın ismi Laura Palmer oluyor. Lise öğrencisi kızımızın öldürülmesinden sonra başlayan olaylara bir daldık geçenlerde, pir daldık. Bu kızımız birkaç kişiyi, en az o kadar kişi de kızımızı sevmişlerdir. Bu sevmeler toplamı nasıl bir şekil şemal almıştır ki cinayetle sonuçlanmış ve arkasından başka cinayetleri getirmiştir. Ama bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz mevzu bu olayların analizi değildir, istesek de sağlıklı bir analiz yapamayız, çünkü bizim gördüğümüz yedi bölümden sonra onbir bölüm daha varmış ve bunlar piyasada bulunmuyormuş. Dayımızın aktardığına göre, çok ararsak belki San Fransisco’nun arka sokaklarındaki videocu dükkanlarında VHS formatında bulabilirmişiz. Hanıma sordum, hayatımın bundan sonrasını bu işe adasam kızar mı diye, müstehzi müstehzi güldü. Biradere sordum, yürü be abi, kim tutar seni dedi. Valide Hanım ise tam “Bir daha duymak istemiyorum San Fransisco filan” diyecekti ki şaka yaptım dedim. Asıl üzerinde durmak istediğimiz mevzu kadında güzelliğin oturması olayıdır. Hani kızlar vardır, lisede güzel olmazlar da üniversitede güzelleşirler. Üniversitede olmazsa daha sonra, otuzlarına yakın bir güzellik iniverir üzerlerine. Laura Palmer ile diziden yaklaşık oniki yıl sonra yapılan röportajı izleyince bu tahlil biraz daha netleşti. Laura dizideki kimilerine göre güzel, bize göre ise o kadar değildi. Tabii ikibinli yıllardan seksenlere bakıyor olmamızın etkisi denebilir bazılarınca, ama değil. Yani olmuş işte, şimdi girse bu tip alengirli olaylara, değil Twin Peaks kasabası, bütün İstanbul şehri karışmaz, birbirine girmez değil. Bir de Norma Jennings vardı, o ise tam seksenlerin orta yaş güzeliydi, oniki yıl sonra ise ikibinlerin güzeli; işte bu modadır. Yani bunu da, Laura’daki güzelliğin oturmasının modayla, saç kesimiyle ilgisi olmadığını desteklemek için söylüyorum. 1989’da Norma, 2001’de Laura.
Mustafa Dayan Dalgakıran
|