Ana Sayfa Lima Ödülleri Filim Kilim Derlemeler Sarkık Libero Okullar Foto-Tahlil


SAATLER ZULÜM OLUP GEÇERKEN

"Hayattan kaçarak huzuru bulamazsın" diyor Virginia Woolf, kocası Leonard'a. Hekimler akıl hastalığına benzer bir şey olduğunu anladığımız, ama ismi telaffuz edilmeyen bir tanı koymuşlar, daha önce iki defa intihar girişiminde bulunmuş ve tedavisinde işe yarasın diye küçük bir kasabaya yerleşmeleri salık verilmiş. Richmond kasabasındalar, kocası matbaa işiyle meşgul, ve Virginia 'Mrs. Galloway' kitabını yazmaya uğraşıyor. İşte o cümleyi söylüyor, Londra'da yaşamak istiyorum, büyük şehrin curcunasını, kavgasını küçük kasabanın sessizliğine yeğlerim, diyor.

"Evlilik ölümdü, hayatı seçtim" diyor Laura Brown, biri yeni doğmuş iki çocuğunu ve kocasını terkedip gitmesinin üzerinden elli yıl geçtikten ve aids hastası yazar oğlu intihar ettikten sonra, Clarissa Vaughan'a. Ki kendisi de kocası Dan'ın doğum gününde intihar etmeye karar verip vazgeçmişti.

Filmin ruhunu yansıtan bu iki cümle. Üç farklı zamanda üç kadın. Ortak yanları sıkışmışlık, zorunluluklar, özgür olamamak. Bu koşullarda, bir anda ortaya çıkan eşcinsel bir dışavurum. İlkinde, 1923 yılının sosyal koşullarında, Virginia'nın kendisine en yakın kadın olan ve belki de pek fazla kimsenin yadırgamayacağı ablasıyla öpüşmesi. İkincisinde, 1951 yılının Amerikan toplumunda, Laura'nın bir anda aile dostları olan bir kadını öpmesi. Her ikisinde de bunlara tanık olan birer çocuk ve öpülen kadınların negatif tepki vermemelerine karşın durumu kavrayamamaları. Üçüncü kadın ise 2001 yılında New York gibi A.B.D.'nin kimkime dumduma, hoşgörülü bir şehrinde kızıyla ve sevgilisi olan Sally adlı bir kadınla birlikte yaşayan Clarissa. Öyle ki, Clarissa erkeğe ihtiyacı olmadığı için sperm bankasından, sahibini hiç görmediği, görmek bilmek istemediği spermler ile gebe kalarak doğurmuş kızını. Toplumun ve kadının toplum içinde geldiği yer. İlk iki kadını nasıl ki sıkıştıran, hapseden şey erkekler, kocaları ve onlarla yaşadıkları hayat ise, üçüncü kadını hapseden şey de yine bir erkek: eski sevgilisi, Laura'nın oğlu aids'li yazar-şair, annesinden alamadığı sevgiyi ondokuz yaşındayken birlikte olmaya başladığı sevgilisinde arayan (ona annesinin okuduğu Mrs. Galloway diye hitap eden) ve en sonunda intihar edecek Richard. Bu üç kadın sürekli gergin, sürekli endişeli. Sanki her an kötü bir şey yapacaklarmış gibi.

Bu film için bir yönetmenlik ve oyunculuk başarısı demek yanlış olmayacak gibi. Zaten Stephen Daldry'yi Billy Elliot filminden biliyoruz. Takip edelim, bakalım neler yapacak, neler yapmış. Nicole Kidman, Julianne Moore ve Meryl Streep ise o endişeleri nasıl vermişler, hayran oldum. Önemli bir yapım nitekim.




Mustafa Dayan Dalgakıran / 25 Mart 2003, İstanbul