TOLKIEN'İ NASIL OKUMALI?
"Kaçış ihtimalinden en çok kim korkar? Tabii ki gardiyanlar!"
J.R.R. Tolkien
'Yüzüklerin Efendisi', dolayısıyla fantastik edebiyat yine gündemde. Fantezi, hakikatten kaçış mıdır, yoksa ona meydan okumanın bir biçimi midir; mücadeleden mi, yoksa hapisten mi kaçmaya benzer soruları yine yakıcılıklarını hissettiriyorlar.
Tolkien'in yapıtı, bu sorunların tartışılması açısından her zaman için fevkalade sorunlu olagelmiştir. Bunun sebebi, bir "best seller" olarak Yüzüklerin Efendisinin edebi özgünlüğüdür. Zira yapıt, dikkatli okuru kışkırtan, onu sorular sormaya iten gozenekli bir yapiya sahiptir. Bu durum, fantastik edebiyatın niteliginden ileri gelir. "Orta Dünya" bizim içinde yaşadığımız ve deneyimlerimizle tanıdığımız dünya değil, başka, farklı bir dünyadır, dolayisıyla bildik kalıpların hükümsüzlüğü barizdir. Öte yandan, kolay, pürüzsüz bir okumada kışkırtıcı okuma kadar mümkündür. Mücadele içindeki güçler hakkındaki belirsizlikleri, hikayeyi bizim dünyamızın alegorisi olarak ele alarak, kolay ve anti-fantastik yorumlara giderek atlatmak, hatta "masal işte!" deyip bunlari görmezden gelmek basbayağı meşrudur; o zaman Saruman girisimci sanayicinin, Sauron Hitlerin soluk golgeleri haline gelirler.
Kolay okuma, yapıtı bir macera romanı şeklinde oluşturabilir. Soruları, Frodo amacına ulaşmadan evvel nasıl engellerle karşılaşacak ve bunları nasıl aşacak şeklinde oluşturmak; ve hızlı gelişen olaylara kendini bırakmak, zaten çoğu okuyucunun yaptığı şeydir. Yapıtın ticari değeri buradan kaynaklanır, eğlence olarak pazarlanabilir.
Ancak, romanin, macera yönünün yanında, trajik yönü de vardır. Kitabın Noldor Elflerinin Orta Dünyadaki günlerinin bitmesi ve hüzünlü "Batıya Göçün", "Orta Dünya"'nın gerilemesi ve asil olmayan soyların eline düşmesinin hikayesi olarak algılanabilmesi için gerekli öğeler, ayrıntılarda gizlidir. Filmden kolayca atılabilen Frodo ve yoldaşlarının Ormanlık Uç'ta Batıya göç eden Elflerle karşılaşması ya da Elrond'un Divanı'ndaki Noldor'un gerileyişi hikayesinden zor sorular ortaya çıkar. Elf soyu niye solmaktadır, Orta dünyanın üzerinde dolaşan lanetin sebebi nedir? Fantastik Edebiyatın yapısı, tüm bu sorulara kolay cevaplar üretebilmeyi imkansız kılar, muhayyileyi kışkırtır ve ona bugünkü dünyadan baska bir dunya tahayyul etme kabiliyeti verir.
Bu anlamda, "Yüzüklerin Efendisi"nde, yüksek sanatla ticari sanat iç içe geçip birbirlerine dolanırlar. Yüksek sanattan; muhayyilenin, emek yoğun kullanımını gerektiren ve böylece, Dünyayı değiştirecek bir algılayış biçimini geliştiren metinleri; buna mukabil, ticari sanattan tüketicinin hoşça vakit geçirmesini sağlayarak onu düşünme zahmetinden kurtaran urunler olarak olarak algılayacak olursak, Yüzüklerin Efendisi bizi afallatır. Zira o, ikisi birdendir.
Yüzüklerin Efendisini okuyan bir okuyucunun, iki olası devam yolu, (Elbette birbirlerini dışlamayan bir şekilde) Silmarillion'u okumak veya Yeni Zelanda 'da çekilen filmi seyretmektir ve bu iki eserde, romanın iki ayrı yönü billurlaşır.
Film, ticari yönün tam geliştirilerek, zor olanının silinip atılmasıdır. Böylece okur, üç cildi okumak zahmetinden de kurtarılır, ve teknolojik gösteri karşısında hayran kalmakla bütün bir haz döngüsünü tamamlayabilir; olayları anlamaya dahi ihtiyaç yoktur aslında. Oysa tam da bu teknik , anti-fantastiktir; Filmin girişindeki "Son İttifak" savaşının temsili, teknoloji marifetiyle hayal gücünün hakikati dünyamızdan silip attiğı izlenimi uyandırsa da, aslında fantazinin öznel yönünü yok ederek fantastik edebiyatın özgürleştirici potansiyelini sıfıra indirir. Bireysel hayal gucune ihtiyac kalmaz.
Öteki tepki, Tolkien'in mitolojiyi kurduğu yapıtlara, bilhassa hayatında yayımladığı Silmarillion'a yönelmektir. Silmarillion dilinin yaratıcılığı ve üslubunun zorluğu açısından, tam anlamıyla anti-endustriyeldir, hatta bir anti-romandir, zira mitleri duzenlemez aksine dagitir. Sorular zincirlerinden boşanmış bir muhayyilenin yarattığı bambaşka bir dil ve dunya tarafında sorulurlar. Yazarın okura bıraktığı boşluklar, dolduruldukça sayıca artarlar. Her cevap sayısız soru yaratır. Olaylar yavaş ve müterredit gelişirler. Ve öznel hayalgücü, Balroglarin nasıl düşünülmesi gerektiğinden, Iluvatarın müziğinin Arda'yla olan ilişkisinin ne olduğuna kadar çeşitli sorunlarla baş başa kalır. Trajik yon, sözgelimi Feanor'un ve Luthien'in maceralarında, Frodo'nunkinden çok daha baskındır. Dünya'nın gerileyişi ve bozuluşu, kusursuz olanın kötülük tarafından lekelenmesi, çok daha barizdir. Oysa buyuk produksuyon mantigi gerileme ve trajik paradoks düşüncesinden nefret eder. İlerleyen, sorunlarını aşan, her geçen gün gençleşen bir dünya tahayyülüdür onunki. Ve bu yüzden, Frodo dünyayı kurtariyormus gibi gözükür. Oysa dikkatli okuyucu bilir ki, yalnızca acılarını azaltmıştır. Metnin derinliklerini bir arkeoloğun özeni ve bir mahkumun sabrıyla kazan okuyucu ortadan kalkarsa, Frodo'nun James Bond'dan farkı kalmaz.
Öyleyse okuyucunun özne olabilme kapasitesidir, Tolkien'in yapıtını özgürleşmeci kılabilecek olan. Fantezi ancak okuyucunun fantastik hayal gücünün kışkırttığı ölçüde 'gerçek kaçış'tır.
Çelebi Mehmet / Aralık - 2001
|